Yüreği kanayan bir öykü yazacağım senin için. İçinde öfke olacak, hırçınlık, düş kırıklığı belki; ama asla ihanet olmayacak! Gözlerim yangınları harlayınca anla ki bu şehri tutan, güzel kılan ne varsa teninin sıcaklığında buharlaşacak. İki melek düşle şimdi, iki melek babil önünde, sus, dinle, yürü ve gir öylece merhametin koynuna…
Şakaklarıma kan yürüdü ve suretin düştü geceme.
-Kör karanlığa savurduğum kördüğüm çığlıklar gibisin-
Yüzüm eskiyor bakışlarında ve iğrenç bir leş gibi sığınıyorum kollarına. Senden bana ayrıntılar kalacaksa, suskun yanlarımla dokunacağım eşgaline umarsız bir kelebek gibi. Titreyen ruhlara sunak olsun diye gözbebeklerini emanetime verirsin belki…
Dudaklarında ıslanan bir bahar düşle şimdi, vur kendini kerbelâ yangınına ve ağla… Bir ülke düşün, zambakların yarını tutuştururken esrik türküleriyle, ceset doğuyor esmer gökyüzü. Sesim titriyor ve göğüs kafesinden sızan aydınlığa dokunurken…
/Her insanın aşkı ve isyanı kadardır yüreği/
konuşurken çarmıha gerilmiş sözcükler kullanan, mahrem soluğu sürgün acılarımın; Bütün kuşkuların sende buldu anlamını, bütün acılarım… Dokunsan ağlarım, dokunsam taşınmaz yüreğim. -içime sızan bir işçinin teri gibi öğret bana nasıl gülünür yumrukları sıkılı ya da gözleri kan çanağı?
Hak etmek için ayrılığı, önce yüreğimi nişanladım yüreğine… Ne yüreğini, ne bileğini alıştırma zincire… Alışmak intihardır, adı sevmek olsa bile…
Giyotin bakışlı kadın! Mecburuz bir ağıt gibi yaşamaya… Suya benzeyecek yüzün, soluksuz ağlarken her karşılaşmada…
/sustuk ve ne kadar az güler olduk…/
Yorum yapılmamış şimdiye kadar
Yorum yapın
Yorum yapın
Bağlantılar ve paragraflar otomatik olarak ayrılır, e-posta adresleri hiçbir zaman gösterilmezler, izin verilen HTML kodları:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>